Günümüzde İslam Ülkelerindeki Kadın

İslâm ülkelerinin kadınları, Atatürk’ün Türk kadınına 80 yıl önce sağladığı hakların henüz yanına bile yaklaşamamışlardır. Onların bugün ulaşabildikleri en ileri düzey, 1917 tarihli Osmanlı Aile Hukuku Kararnamesi’ni aşamamaktadır. Hukuken kadın−erkek eşitliğinin sağlanması, birden çok kadınla evliliğin yasaklanması, boşanmada kadının yetki sahibi kılınması, hele siyasal hakların tam anlamıyla kullanılması birçok İslâm toplumu için henüz bir hayaldir.

İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen 30 yıl içinde İslâm ülkelerinin tamamı siyasal bağımsızlıklarını elde etmişlerdir. Bunların birçoğu aynı süreçte kadına seçme ve seçilme hakkını da tanımışlardır. Ancak kadına yasa ile verilen siyasal haklar ya zamanla geri alınmıştır; ya da uygulanmayarak kâğıt üzerinde bırakılmıştır. Kısacası günümüzde, birkaç münferit örnek  dışında, İslâm ülkelerinde yaşayan kadınların siyasal haklarından yoksun bulundukları genellemesini yapmak gerçekçi bir saptamadır.

İslâm ülkelerindeki kadın haklarını şahıs, aile ve miras hukuku açısından ele aldığımızda durum daha da vahim görünmektedir. Bu ülkelerin büyük bölümünde, şahıs, aile ve miras hukuku şeriat hükümlerine tabi bulunmaktadır. Buna göre;

–Mahkemelerde ancak iki kadının tanıklığı bir erkeğin tanıklığına eşit sayılmaktadır.

 −Miras paylaşımında da kadın, erkeğin yarısı kadar hakka sahiptir.

−Çoğu İslâm ülkesinde kadının pasaport alabilmesi ve yurt dışına çıkabilmesi babanın, kocanın veya aileden bir erkeğin vereceği izne tabidir.

 −Boşanmada erkeğin bir gerekçe gösterme zorunluluğu genelde yoktur; boşanmak isteyen kadın ise mutlaka yasal bir gerekçe göstermek zorundadır. Suudi Arabistan gibi şeriat kurallarının katı bir biçimde uygulandığı kimi ülkelerde boşanan / dul kadının çocukları üzerinde de hakkı yoktur. Bu durumda kadın erkek çocuğuna ancak 7, kız çocuğuna ise 9 yaşına kadar bakabilir. Sonra çocuklarını kocasına, kocası ölmüşse kocasının ailesine vermek zorundadır.

−Bir kısım İslâm ülkesinde kadına ayrıca nüfus cüzdanı verilmez. İsimleri, aileden erkeklerin (babalarının veya kocalarının) kimliklerine işlenir.

 −Birçok İslâm ülkesinde kadının kocaya itaat etmesi zorunlu bir kuraldır. Bazı ülkelerde kadın kocasının izni olmadan evden bile çıkamaz ya da ancak aileden bir erkeğin refakatinde dışarı çıkabilir.

−Bazı ülkelerde kadının sürücü ehliyeti alması ve aileden olmayan bir erkeğin kullandığı bir arabaya binmesi yasaktır.

 −Bazı İslâm ülkelerinde kadın, aileden birisinin izni olmadan sağlık muayenesine gidemez. Birçoğunda erkek−kadın doktor / hastabakıcı ayırımı uygulanır. Yani erkek doktor / hastabakıcı kadın hastaya bakamaz.

−Birçok İslâm ülkesinde kadınların doğum kontrol yöntemlerini kullanması hoş karşılanmaz. Hatta bazılarında, bu durum erkek için doğrudan boşanma nedeni sayılır.

 −Genellikle regl olan kız çocukları hemen evlendirilir. Böylece daha gözleri açılmadan şeriat kurallarının cenderesine sokulmaları amaçlanır. Bundan sonra kocası, bir anlamda, kadının gardiyanıdır. Çok eşlilik özellikle teşvik edilir. Bu yolla daha çok sayıda kadının kontrol altına alınması sağlanmış olur. Kız çocukları çok küçük yaşta evlendirildikleri için çok küçük yaşta da hamile kalırlar. Bu ise, İslâm ülkelerinde anne ve bebek ölümlerinin yüksek oranlarda gerçekleşmesinin nedenleri arasında yer alır.

Kamusal alanda örtünme zorunluluğu neredeyse bütün İslâm ülkelerinde geçerlidir. Bunun yasal bir zorunluluk olmadığı durumlarda bile baskı yoluyla kadın örtünmeye zorlanır. Kadının evli olmayan / akrabadan olmayan erkeklerle aynı ortamda bulunması uygun karşılanmaz, hatta bazı ülkelerde bu yasaktır. Bazı ülkelerde toplu taşım araçları ve kamu kuruluşlarına giriş kapıları erkek ve kadınlar için ayrıdır. Kadınla erkeğin el sıkışması birçok yerde yasaktır.

 Kadınların çalışma ve eğitim hakları da ciddi olarak kısıtlanmıştır. Birçok İslâm ülkesinde kadının çalışmasına hoş gözle bakılmaz. Bazılarında kadının evi dışında çalışması yasaklanmıştır. Kadının çalışmasına izin verilen İslâm ülkelerinde de ya kadın ve erkeğin bir arada çalışmaları yasaktır; ya da kadın çalışma ortamında örtünmek ve erkekle olabildiğince ilişkiden kaçınmak zorundadır. Kadınların çalışması, ekonomik özgürlüklerini kazanmalarına olanak sağlayacağı ve üzerlerine giydirilen deli gömleğini sorgulamaları sonucunu doğuracağı için bir tehlike olarak algılanır. Bazı İslâm ülkelerinde kadınların eğitim görmeleri de yasaktır. Diğerlerinde ise, kadının yalnızca asgari düzeyde eğitim görmesi yeğlenir. Çünkü eğitimli kadın, tıpkı çalışan kadın gibi, bir süre sonra içinde bulunduğu gayri-âdil düzeni sorgulayacağından sistem için bir tehdittir.

Toplum yaşamının her boyutunda kadınlar üzerinde ciddi baskılar uygulanır. Kadınları kötülüğün ve onursuzluğun simgesi olarak algılayan fanatik gruplar, onlara sırf kadın oldukları için saldırırlar. Özellikle giyim ve davranışlarıyla İslâmi kurallara uymayan kadınlar saldırıların öncelikli hedefleridir. Yüze asit atmak, kaçırıp tecavüz etmek ve öldürmek başlıca saldırı yöntemleridir. Bu saldırılar karşısında yasalar kadınları yeterince korumaz. Bazı ülkelerde tecavüze uğrayan kadın zina yapmış sayılır. Bu yüzden devlet güçlerinden yardım alması söz konusu değildir. Diğer birçoğunda ise devlete başvursa da sonuç alamaz. Bu yüzden şeriatın katı biçimde uygulandığı ülkelerde tecavüz yaygındır. İran gibi bazı ülkelerde muta evliliği benzeri yöntemlerle, tecavüz adeta resmi dayanağa sahip kılınır. Birçok İslâm ülkesinde zina yaptığından kuşkulanılan kadınlara recm cezası uygulanır. Bazı yerlerde gayri-meşru ilişkiden doğan bebekler de aynı cezaya çarptırılır. Çoğu İslâm ülkesinde töre suçlarına diğer suçlara göre daha hafif cezalar verilir. Bu da suçu ve suçluyu teşvik eder.

 İslâm ülkelerinin çoğu CEDAW sözleşmesini −İslâmi kurallara aykırı olan hükümlerin kendilerini bağlamayacağı rezervi ile− imzalamışlardır. Bu rezerv aslında CEDAW’ın onlar için baştan geçersiz olduğu ve uygulanamayacağı anlamına gelmektedir. Her türlü çekincelerin  kaldırılmasını öngören Pekin Eylem Planı ise, −Türkiye dışında− hiçbir İslâm ülkesi tarafından kabul edilmemiştir.

Tüm bu örneklere bakarak Türkiye’nin İslâm dünyasında kadın hakları bakımından oldukça ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu saptama bizi Türkiye’de sorunun büyük ölçüde çözülmüş olduğu yanlış inancına götürmemelidir. Türkiye’nin, yukarıda dile getirildiği gibi, Pekin Eylem Planı’nda öngörülen bazı koşulları hâlâ yerine getirememiş olması bir yana, kendi toplumsal−kültürel özelliklerinden kaynaklanan ciddi açmazları bulunmaktadır. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz.

KAYNAK: Doç. Dr. İhsan Şerif KAYMAZ. Çağdaş Uygarlığın Mihenk Taşı: Türkiye’de Kadının Toplumsal Konumu. Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 46, Güz 2010, s. 333-366

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder