Tarih Boyunca Toplum ve Uygarlıklarda Kadının Toplumsal Yeri ve Önemi

Kadın, yaşayan bir toplumun, bir milletin temel öğelerinden birisidir. Erkeği ve çocuklarıyla beraber, o toplumun içinde binlerce yıl geriden gelen bir yaşamın  Tarihini aktarır ve Geleceğe de o taşır. Hatta Aleksandra Kollonti, “Toprağı ilk işleyen analardır. Bilgiyi ortak bilince taşıyan analardır. Ateşi, insanlığın hizmetine sunan analardır. Yünü eğirip kumaş dokumayı bulan analardır. Sanatın ilk uygulayıcıları analardır. Yerleşik yaşama geçişi bulan analardır.  Bu yüzden kadın, tarihin başlangıcından beri, soluksuz bir anlatımın ifadesi olmuştur. Bazen çanak-çömlek yapan, bazen kendi sesinde boğulmasına göz yumulan kadın, her zaman erkeklere ilham kaynağı olmuş üzerlerine şiirler, romanlar yazılmıştır. Aslında tarih, kadının yaşamın her alanında olduğunu göstermiştir.

Kadın, Neolitik ve Kalkolitik çağlarda, Hitit ve Frigler döneminde doğurganlığından dolayı tanrıların en büyüğü olan “Ana Tanrıça” olarak taçlandırılmıştır. “Kybele” adı ile de bilinen Ana Tanrıça, aynı zamanda bütün tanrı ve tanrıçaların anasıdır. Kybele, bolluğu ve bereketi de simgelemektedir. Bunun içindir ki kadın, obje olarak seramik formlarda sonsuza dek yaşatılmak istenmiştir

Ana Tanrıça heykelciği. Pişmiş Toprak. Yük. 20cm. Çatalhöyük. M.Ö. 5750 Ana Tanrıça Tahtta Oturmakta ve Doğum Yapan bir Kadını Belirtmekte, Tahtın iki yanında Kutsal Hayvanlar yer almaktadır.

Kadın teması, Kalkolitik ve Tunç Çağı seramiklerinde idol, amulet ve tanrıça olarak şekillenmiştir. Kybele yeryüzü tanrıçası ve aynı zamanda bir dağ tanrıçası idi, fakat aynı zamanda da bir ay tanrıçası idi. Ziraat tamamı ile dini içerikten oluşmaktaydı ve kadın üstündü. Günümüzde özellikle de kırsal alanda yaşayan kadınlar, eğitim, sağlık, gıda ve beslenme ile tarımsal üretim alanlarında erkekler ile kıyaslanamayacak kadar fazla sorumluluk ve iş yükü üstlenerek, toplumsal önemlerini ve yüklerini bir kez daha göstermişlerdir

Eski Anadolu Uygarlıklarından olan Hititlerde kadın, Kubaba, Kumpapa ya da Kupapa adlarıyla anılmış; Frigler döneminde ise Frig ana tanrıçası olarak bereketi temsil etmiştir

Kadın, Roma uygarlığında Magana Mater (Ulu Ana) olarak isimlendirilirken, aynı Roma medeniyetinde değil köleler ve cariyeler “ Romalı bir kadın” bile hiçbir vakit hür değildir. Kadın evlendiğinde aynı zamanda kocasının kızı da olmaktadır

Kadın, Bizans ve Hellenistik dönemlerde bazen kille şekillendirilerek bir form, bazen de mermer yontularak bir heykele dönüştürülmüş kadının toplumsal yeri ve ruhani varlık olarak da önemi vurgulanmak istenmiştir. Böylece farklı coğrafyadaki tanrıçaların kültlerindeki benzerlikler, ayrılan yönler ve daha sonraki zamanlara olan etkileri de belirlenmiştir

 Tarih sayfaları incelendiğinde şüphesiz ki kadına karşı yapılan haksız ithamların ve yakıştırmaların olduğu da görülür: “Hayatta kadına hep savunmasız gözüyle bakılmış ve kadın, açık saldırıların hedefi durumuna gelmiştir.” (Al, 2012:1). Bu saldırılardan biri de Ortaçağ Karanlığında şeytana tapmanın cadılıkla eşdeğer olduğu anlayışı, kadının doğasında var olan bir olgu olduğu düşüncesidir. Bu durum batı toplumunda uzun süre sürmüştür. Bazı varsayımlar veya gerçekler, kadınların büyücülükle suçlandığını dahi göstermiştir Cadılık Ortaçağın kara efsanelerine kötü bir ünle ve büyük ölçüde söylemsel olarak girmiştir. Ayrıca ortaçağda kadının konumunu belgeleyen kaynaklara bakıldığında, kadınları süt sağmak gibi günlük işleri yapan kişi olarak da gösterir. Yine “Ortaçağda kadınlarının sanatsal ve entelektüel eğitim alma hakkının sadece soylu aileden gelme şartına bağlı olduğu da belirtilir. Bu dönemde yapılan sanatın çoğunluğu manastırda gerçekleşmiştir. Kadınların öğretmenlik yapması bile yasaktır, çünkü kadınlar ancak bir dinleyici olabilirdi” (

İnanç açısından da düşünüldüğünde kadına bakış açısının İslamiyet öncesiyle sonrası arasında farklılıkların olduğu çok açık bir şekilde görülecektir. Örneğin İslamiyet’ten önceki bazı Arap toplumlarında (kabilelerde) kız çocukları değersiz bir varlık olarak görüldükleri için diri diri toprağa gömülürlerken, İslamiyet ile birlikte “cennet annelerin ayağı altındadır" ” inanışı ile kadına bakış açısı değişmiştir. Görüldüğü gibi kadına bakış her çağ’da, her toplumda ya da inanışta kendini farklı bir şekilde göstermektedir. Genel olarak söylene bilir ki dinsel inanışların da toplumların kadına bakış açısı üzerinde büyük etkisi bulunmaktadır. Değişen uygarlıklar ve onların genel anlamdaki kadına bakışlarını gösteren resimler de tarih sayfalarında zaman zaman karşımıza çıkmaktadır.

Birçok defa hak ettiği değeri görmeyen kadın, kapalı kapılar ardında terk edilip, yaşam alanının daraltılması ile kimi zaman ruhsal bunalımlara sürüklenmiş; kimi zaman da adını kendilerinin de koyamadıkları bir güç savaşına sevk etmiştir. Bu savaşta hep yenilgiye mahkum olan kadın, çağımızın ekonomik yapısının değişmesiyle, hayata atılan kadının rolü, değişmeye başlamış ve birçok rolü üstlenerek kendisine yeni bir kimlik kazandırmıştır. O artık sadece evde çocuklarına bakan bir anne değil, aynı zamanda evine ekonomik katkıda bulunan bir birey olmuştur. Bu yolda didinip duran kadının, bu süreçlere gelmesi o kadar kolay olmamıştır. Yüz yıllarca ataerkil bir yapıda yürüyen toplumumuzun kadınları, bu yeni kimlikleri ile benimsemesi hayli zaman almış birçok engeller atlatılarak bugünlere gelmiştir

kazanımlara karşın kadınların sık sık maruz kaldığı aile içi şiddetin tüm dünya’da devam ettiği görsel ve yazınsal medyalarda okunup duyulmaktadır. Tüm olumsuzlukların yanı sıra kadınların sanatsal bir obje olarak ve sanatçı kişilikleriyle bugün çok farklı konumda oldukları da bilinmektedir. Bugün kadınların elde ettikleri kazanımlara baktığımızda ve kadın sanatçıların da gittikçe toplumdaki yerini alması ile, kadının toplumsal ve bireysel değerliliğinin sanat olgusu açısından da önem kazandığını göstermektedir. Kadın aynı zamanda toplumsal sorun ve olayları bazen kişisel ve toplumsal hareketliğin çözümünü kolaylaştıran, kimi kez kitleleri evrensel boyuta taşıyan, bazen de toplumsal sorunları ve çatışmaları eritmeye çalışarak uyum ortamı yaratmaya çalışan siyasi bir lider olmuştur. Üstlendiği gizli ve aşikar görev olgusuyla, baskılanışına ve kendisine dayatılan toplumsal yükümlülüklerine karşın toplumsal yaşamı dengeleyici tavrıyla var olan kadın sanatsal imgesiyle de özdeşlik göstermiştir. “Oluşan bu benzerlik kadın-sanat buluşmasını uyumlu ve kusursuz kılmış ve yeni oluşumlara tanıklık edilmesine olanak sağlamıştır.

Kadın, yaradılışından gelen özelliği ile zaten yaratıcı bir varlıktır. Bugün sayıları giderek artan kadın sanatçıların tarihsel gelişimine baktığımızda, onların hem doğal özellikleri, hem de toplumların getirdiği birtakım değişmezmiş gibi görünen kalıpları ve baskıları yüzünden sanat alanındaki sayılarının erkeklerden daha az olduğunu görmekteyiz. Sanat alanında sayıları bu kadar az olan kadınların, sanatın bütün dallarında erkek sanatçılar tarafından gözlemlendiği, yorumlandığı kısacası eserlerine yansıdığı; onun fiziksel, görsel ve estetik zarafetiyle ressamlara, şairlere, yazarlara ve neredeyse tüm sanatçılara ilham kaynağı olduğu görülmüştür. Bunun en güzel örneklerinden biriside Salvador Dali’nin resimlerinde kadın imgesini Sürrealist bir yaklaşımla resmetmesidir.

Kadının toplum içerisindeki vazgeçilmezliğinin aksine sosyal ve toplumsal değeri hak ettiği ölçüde anlaşılmamıştır. Hiç şüphesiz ki erkekten farklı fiziki görünümü ve ruhani yapıya sahipliği ile kadınlar, en doğru şekliyle birbirlerini anlarlar. Bu bağlamda “kadınların kadın sanatçılar tarafından ele alınıp eserlerinde yansıtmış olmaları, bizlere her zaman farklı bir bakış açısı sunmaktadır.

Türk toplumundaki genel gelişim süreci boyunca kadına verilen önem ve ayrıcalıklar, sonrasında kadının birey olarak yaşadığı değişimleri de beraberinde getirmiştir. Ancak, kadın sanatçının birey olarak kendinde yaratma cesareti ve kararlılığını bulması, bilgi birikimi ile sanatsal tavra zemin hazırlayacak biçimde ve yaratmaya yön verecek olan eğitime önem vermesine yol açmıştır (Sağlam, 1996:161-164). Yüzyıllarca kadın, konumlandırıldığı durumdan kurtulamaması ve dış dünyaya açılamaması birçok kadın sanatçının kendisini ifade edebilmesine ket vurmuştur. Ancak günümüzde bu durum kadınlar lehine farklılaşmıştır. Kadın sanatçılar, her alanda kendilerini kabul ettirme yolunda büyük bir yol kat etmişlerdir.

başarılara imza atmışlardır. Türk toplumunda farklı açılardan kendini ortaya koyan kadın, son yıllarda plastik sanatlar alanında kendine önemli bir yer edinmiştir. Kadın, varlık olarak toplumsal yaşantı içinde her zaman farklı muamelelere maruz kalabilme ihtimali olsa da, onun toplumsal yeri ve sanatsal obje olarak önemi hep var olacaktır.

İnsanın yaradılışıyla beraber kadının varlığı ve önemi her zaman ön planda olmuştur. Tarih boyunca kavimlere, milletlere, uygarlıklara veya medeniyetlere bakıldığında tüm toplumlar kendi anlayışı ya da inancı çerçevesinde kadını bir yere konumlandırmışlardır. Bu anlamda kadın, bazen Tanrıça bazen içine cin girmiş bir cadı olarak karşımıza çıkarken zaman zaman da mitolojide bir heykel veya güzellik abidesi olarak görülür. Kadın birçok toplum ve uygarlıklar da her ne kadar vazgeçilmez bir değer olarak karşımıza çıkıyorsada yinede hak ettiği değerin verilmediği itilip kalkıldığı ikinci sınıf bir insan müamelesi görmüştür. Bu nedenledir ki kadın değerlilik ile değersizlik arasında kalmıştır. Kadın yine tarihin hemen her evresinde şairlere, ressamlara, edebiyatçılara, heykeltıraşlara ve sanatın tüm dalında uğraş veren sanatçılara ilham kaynağı da olmuştur. Kadın günümüz dünyasında da insani vasıf ve yetenekleriyle hak ettiği konuma henüz ulaşamamıştır. Çelişkilerle dolu tüm yaşantılarda Ancak Kadın, bugüne kadar yine de ister aile içerisinde, isterse toplumda ve sanat dünyasında hak ettiği değeri yeterince bulduğu söylenemez. Bununla birlikte kadın, yakın geçmiş ve şimdilerde ve her geçen gün hem kendi çabaları hem de toplumun bakış açısında değişme ile birlikte daha iyi konuma gelmiştir. Kadının fiziksel farklılığı ve olaylara bakışıyla da özel konumunu ortaya koymaktadır. Kadın, günümüzde sanat dünyasındaki önemini ve vazgeçilmezliğini tüm çevresine bir kez daha göstermiştir. Ayrıca günümüz kadınlarının eğitim ve hayat koşullarındaki haksız rekabetlere maruz bırakılmaması için devlet tarafından kanunlarla daha da güçlendirilmeleri gereklidir. Hele de 2012 yılında oluşturulması planlanan yeni Anayasanın hazırlanmasında, kadınlar kendi beklenti ve önerilerini, kadın dernekleri vasıtasıyla meclis Anayasa komisyonuna iletmeleri, kendi haklarına sahip çıkmaları bakımından da çok önemlidir. Kadınlar sanat alanındaki konumlarını haklı ve yasal mücadeleyle daha da pekiştirecekleri muhakkaktır. Sonuç olarak denebilir ki kadın sanatsal bir obje olarak her dönemde daima ilgi odağı ve ilham kaynağı olmuştur. Kadın bunun yanında yine her dönemde hak ettiği gerçek ilgi ve değeri görmemiştir. Kadın çağlar boyunca bir estetik abidesi, anne, bacı, kardeş, sanatçı, politikacı, lider, bürokrat ,aktrist vs. olmuşsa da her zaman gerçek saygıyı görmemiştir. Kadınlar günümüzde geçmişle kıyaslanmayacak kadar yasal haklar elde etmişseler de yinede belirtildiği gibi birçok defa geçmiş dönem kadınlarıyla paralel bir yaşam içindedirler. Kadınlar geçmişte olduğu gibi bugün ve yarında toplum için bir denge, güç, aşk, ilham kaynağı, sanat objesi ve sanatçı kişiliği ile hep varlıklarını sürdürecektirler.

KAYNAK: Yrd. Doç. Nurettin GÜLAÇTI. .SANATSAL BİR OBJE OLARAK KADIN VE BAZI TOPLUMLARDA KADINA BAKIŞ.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder