Eğitim Alanında Kadın Sorunları: Kız çocuklarının okutulması konusunun ülkemizde hâlâ ciddi bir sorun olduğu bilinen bir gerçektir. Eğitimin her düzeyinde, okula devam eden kız öğrencilerin sayısı erkek öğrencilerinkinden çok daha azdır. Bu görüntü kırsal kökenli kız çocukları açısından daha da iç karartıcıdır. Okur-yazarlık oranının kadınlar arasında hâlâ kabul edilebilir düzeyin çok altında olması bu durumun bir sonucudur. 8 yıllık zorunlu eğitim kuralı dahi, ebeveynleri bu konuda duyarlı olmaya yöneltememektedir. Sorunun çözümünde yetersiz kalınması ne hukuksal, ne de fiziksel yetersizliklerle açıklanabilir. Kız çocuklarının okutulmaması davranışının altında yatan neden bütünüyle kültüreldir ve Türk toplumunun önemli bir bölümünün Ortaçağ değerlerinden ve dinsel dogmaların etkisinden kurtulamamış olduğunu gösterir
Ailede Kadın Sorunları: Kadınlara medenî hakların tanınmasının üzerinden 85 yıl geçtiği halde bu konudaki sorunlar çözülememiştir. Hâlâ resmi nikâh yaptırmayan, imam nikâhını yeterli gören çiftlerin sayısı çok yüksektir. Bunun, kadının ve çocuğun hukuksal durumlarıyla ilgili olarak çok ciddi sorunlar yarattığı bilindiği halde, yine dinsel bağnazlığın kültür üzerindeki etkinliğinin bir sonucu olarak, yanlış uygulama sürmektedir. Birden fazla kadınla evlenme olgusu da tüm önlemlere karşın ağırlığını korumaktadır. 1945 nüfus sayımında evli kadınların sayısı evli erkeklerin sayısından 97 bin fazla çıkmıştı. Bu tablo sonraki nüfus sayımlarında değişmedi. Gerçi 1960’dan sonra yurt dışına işçi göçü de aradaki farkın artmasına yol açan bir etken olarak karşımıza çıktı; ama Anadolu’da −özellikle kırsal kesimde− poligaminin hâlâ yaygın olduğu bilinen bir gerçektir. Ayrıca kadının aile içinde de ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu bilinmektedir. Ülkemizde kadının aile içinde yaşadığı sorunları aile tiplerine göre ayrı ayrı ele alarak incelemek gerekir. Türkiye’deki aile tiplerini öncelikle kırsal– kentsel aile tipi olarak ikiye ayırabiliriz. Kırsal aile tipinde kadının aile dışında bir yaşamı ve bireysel özgürlüğü neredeyse hiç yoktur. Üstelik bu aile tipinde kadın, genellikle içinde bulunduğu durumun kendisi açısından ne denli olumsuz koşullar içerdiğinin ayrımında değildir. Kentsel aile tipini kendi içinde üçe ayırmak olanaklıdır. Geleneksel ailede erkek otoritesi çok belirgindir. Ortak karar alınması diye bir şey söz konusu değildir. Kadının kırsal aile tipindeki kadın kadar bile özgürlüğü yoktur. Bu duruma karşı tepki gösterebilecek donanıma ve desteğe de sahip değildir. Kasabalarda ve büyük kentlerin varoşlarında yaygın olarak varlığını sürdüren bu aile tipi, Türkiye genelinde de oransal olarak en büyük paya sahiptir. Geçiş halindeki aile, geçmiş / geleneksel değerlerle çağdaş değerler arasında geçişin yaşandığı aile tipini ifade eder. Hâlâ ataerkil yapı ağırlığını korumaktadır. Kadın–erkek eşitliğinden ve kadının bireysel özgürlüğünden henüz söz edilemezse de aile içinde kısmi bir ortak danışma ve karar mekanizması vardır. Çağdaş aile tipi, kadının kendi özgür bireysel kimliğine tam anlamıyla sahip olduğu, yalnız ailesine bağımlı olmayıp, toplumsal roller de üstlendiği, genellikle bir işe, bir mesleğe ve ekonomik bağımsızlığa sahip olduğu aile tipidir. En düşük oransal paya sahip olan aile tipi budur.
Çalışma Hayatında Kadın Sorunları: Günümüzde Türkiye’deki toplam istihdamın % 30-40’ını kadınlar oluşturmaktadır. Ancak yöneticilik görevleri ile yüksek bilgi ve donanım gerektiren mesleklerde bu oran düşmektedir. Kırsal kesimde çalışma yükü hemen bütünüyle kadının sırtındadır. Kadın hem evde, hem de tarlada çalışır. Karşılığında ne bir geliri, ne de sosyal güvencesi vardır. Türkiye’de çalışan kadınların % 70’inden fazlasını, kırsal kesimde ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınlar oluşturur. Kentsel yerleşim bölgelerinde yaşayan kadınların % 15 kadarı çalışmaktadır. Toplam kadın emeğinin % 5 civarındaki kısmını kentlerdeki endüstri kuruluşlarında / imalathanelerde çalışan kadınlar oluşturur. Bunlar ağırlıklı olarak giyim ve gıda sanayilerinde istihdam edilmektedir. Ücret karşılığı ya da kendi hesabına çalışanlar olduğu gibi, ücretsiz aile işçisi olarak çalışanlar da vardır. Endüstride ücretli olarak çalışan kadınlar çoğunlukla −yasalara aykırı olarak− aynı işi yapan erkek işçiden daha düşük ücret alırlar. Bir kısmının sosyal güvencesi de yoktur. Hizmet sektöründe çalışan kadınlar toplam kadın emeğinin % 20’sini oluşturur. Aralarında meslek sahibi olanlar, bilimle ve sanatla uğraşanlar bulunmakla birlikte bunlar küçük bir azınlıktır. Diğerleri, önemli bir uzmanlık gerektirmeyen gündelik işleri yaparlar. Dolayısıyla bu sektörde de kadın–erkek ücret farklılığı vardır.
Genel olarak bakıldığında, Türkiye’de çalışan kadınların % 60’ından fazlasının ücretsiz aile işçisi olduğu görülür. Bunun da anlamı, çalışan her üç kadından ikisinin, ücret alamamak bir yana, sigortadan ve sosyal güvenceden yoksun olduğudur. Ücret karşılığı çalışan kadınlar arasında da sigortası ve sosyal güvencesi bulunmayanlar çoğunluktadır. Nitekim Türkiye’deki sigortalıların ancak % 10’unu çalışan kadınlar oluşturmaktadır. Toplumsal kültürümüz, kadını hâlâ ev işçisi olarak görmektedir. Kadınların büyük çoğunluğu da bu rolü benimsemektedir. Öyle olunca, onlar için koşulların kısa sürede düzeleceğini ummak gerçekçi olmaz.

Siyasi Alanda Kadın Sorunları: Kadının siyasete yönelik ilgisi ve siyasal katılımı genelde çok düşük düzeydedir. Bu durum kırsal kesimde özellikle belirgindir. Diğer konularda olduğu gibi, bu konudaki cinsiyet eşitsizliğinde de belirleyici olan egemen kültürdür. Kadınların siyasal yaşamda yerlerinin olmadığı, siyasetin erkek işi olduğu inancı hâlâ çok yaygındır. İşin kötüsü, bu inanç çoğu kadın tarafından da paylaşılmaktadır. Genelde siyasi katılımın ölçütü olarak kadınların parlamentoda işgal ettikleri sandalye sayısı gösterilir. Bu ölçüte göre yapılan bir değerlendirme, TBMM’ndeki kadın üyelerin sayısının Meclis’in toplam sayısına oranının, uzun yıllar ortalaması itibariyle % 5’in altında kaldığını, hatta kimi dönemlerde % 1’i bile yakalayamadığını ortaya koyar. Anadolu’nun birçok yerinde kadınların siyasi tercih ve eğilimlerini erkeklerin istek ve yönlendirmeleri doğrultusunda belirledikleri dikkate alındığında, bu oranların bile sorunun boyutlarını açıklamakta yetersiz kaldığını söyleyebiliriz
KAYNAK: Doç. Dr. İhsan Şerif KAYMAZ. Çağdaş Uygarlığın Mihenk Taşı: Türkiye’de Kadının Toplumsal Konumu. Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 46, Güz 2010, s. 333-366

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder