burjuva demokrasisine kadar sömürüye dayalı tüm sistemlerin kadına bakış açısı ortaktır. Kadın, zevk aracı. Hizmetçi olarak görülür. Onlara yönelik tüm politikalar bu konumu pekiştirmek içindir.Biraz daha güncel boyutuyla birlikte düşünürsek evliliğin ve aile yapısının tarihsel gelişimiyle ortaya çıkan çarpık yaklaşımların bugün de ne kadar etkili olduğunu rahatlıkla gözlemleyebiliriz.
Kadına uygulanan şiddet, eve bağımlılık, siyasal-sosyal hayattan uzaklaştırılma, özel mülkiyet ilişkilerinden ve ticari yaşamdan uzak tutulma, eğitim olanaklarından yoksun bırakılma vb. gibi birçok yaklaşım, köleci toplum döneminden itibaren ortaya çıkıp günümüze kadar uzanan kadın politikalarından başlıcalarıdır.
"Ev işleri kadın zamanının büyük bölümünü yutar ve düşünce hayatının gelişmesine olanak vermez. Kadının tek kaygısı 'bugün ne yemek pişirsem'dir. Zamanını evini silip süpürmekle komşu komşu gezerek dedikodu yapmakla geçiren bir kadından düşünce yeteneği nasıl beklenebilir. Ev kadını, evin rahat ve huzurunu sağlamak, sofraya iyi pişmiş yemekler koymak, aileyi sağlıklı tutmak için manevi yeteneklerini, zekasını, her şeyini ortaya koyar. Bugünkü düzen içinde yavaş yavaş ölen bu yaratığa, burjuva toplumunun bir avutma olarak verdiği biricik iltifat, ev kadınlığı payesidir. (A. Babel- Kadın ve Sosyalizm-syf:91)
Eve bağımlı hale gelen kadın, kişilik olarak sürekli geriye gider, çünkü kendini geliştirebileceği bir sosyal ortam içerisinde değildir. Yoksul tabakalara doğru inildikçe onların daha çok üretim içinde yer alıyor oluşunun bir ölçüde iletişim paylaşım olanakları yarattığı görülür. Ve bu a-sosyalliği kırıcı etki gösterir. Zengin tabakalarda ise zevk ve sefa kaygısından başka pek de bir dert olmadığı için ayrıca değerlendimeye gerek görmüyoruz. Kadının güncel sorunları esas olarak ikiye ayrılır ve bu iki temelden biri diğerinin sebebidir aynı zamanda.
Birincisi, erkeklerden kaynaklanan sorunlardır. Aile içinde yaşananlar, kadının erkek karşısında hizmetçi gibi görülmesi, şiddet, aşağılama, çeşitli haklardan yoksun bırakılma, namus kavramının kadın cinselliği üzerinden şekillendirilmesi vb. sorunları sayılabilir.
İkincisi, egemen sistemin yarattığı sorunlardır ve yukarıda saydığımız çarpıklıkları ortaya çıkaran da asıl olarak bu sömürü sisteminin özüdür. Kadını aşağılayan ezen erkek kimli-ğini yaratan da; ezilen, iki kere sömürülen kadın gerçeğini ortaya çıkaran da bu sistemdir. Bu nedenle her koşulda mücadelenin hedefinde sistemin özü olmalıdır zaten. Yoksa ana halkayı kaçırıp tali noktalar üzerinde çaba sarf etmek, bataklığı bırakıp sineklerle uğraşmaya benzer.
Aile içindeki eşitsizlik her koşulda kadının aleyhine işler. "Evin reisi" olan erkek bu sınırlar dahilinde çoğu zaman kral gibi görür kendini. Hele ki kadın çalışmıyor ve erkek tek başına "evi geçindiren kişi" konumunda bulunuyorsa... Kadının bütün gün çalışıyor oluşu tamamen gözardı edilerek hazırlopçu muamelesi yapılır.
Çalışan kadın aile içinde daha saygın bir konumda olsada özünde fazla bir değişiklik olmaz. Dışarıda çalışan kadın çoğu zaman evde de tüm işleri üstlenmek zorunda kalır. Çamaşır, bulaşık, yemek, ütü, ev temizliği, çocuk bakımı vs. vs. tüm yük yine onun omuzlarındadır. Kadının çalışması, eve getirdiği gelir sadece "ev ekonomisine destek" olarak görülür. Toplumsal konum değişmemiştir. "Erkek çalışır eve bakar, kadın ona yardımcı olur" yaklaşım budur.
Sonuç olarak aile içerisindeki kadın; (evlat, kardeş, eş ya da anne) sürekli birileri tarafında yönetilen yönlendirilen kişi olmaktadır. Çalışan kadın, okuyan bilinçlenen kadın kendi bağımsız kimliğini nispeten oluşturabilmektedir. Ancak onun dışında kalan geniş bir kesim yaşamını hep başkalarına odaklı sürdürmekte, bu nedenle kimlik bunalımı yaşamaktadır.
Kapitalist sistemin aileye biçtiği misyon bellidir. Bu düzen içerisinde kadının konumunda ciddi bir değişim-dönüşüm olmayacağı da açıktır. Bu sistem içerisinde "birey" olarak kurtulma vaadleri, halkın geneli için hiçbir şey ifade etmez. Kadının kurtuluşu devrimle, sosyalizmle mümkündür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder