Sosyal ve Siyasal Mücadelelerde Kadın

Tarihi yapan halklardır. Bu "halk" kavramının cinsiyeti yoktur. Elbette bir yarısı erkek diğer yarısı kadındır. Dolayısıyla erkeklerden bağımsız kadın, kadınlardan bağımsız erkek tarihi yoktur. Kadınlar ilk köle ayaklanmalarında da erkeklerle omuz omuzaydı ve toplumsal kültürün etkisiyle ayaklanma önder-devrim önderi olmadılar ama darağaçlarında kendi idam sehpalarını tekmeleyenler de çıktı içlerinden. Devrim kürsülerine çıkıp halka hitap edenler de.

Bizim burada ele almak istediğimiz daha çok kadın hakları mücadelesi ve tarih içinde bu çabaların yoğunlaştığı belli dönemlerdir. Genel tarih açısından ele aldığımızda egemenlerin kadınlara biçtiği rollerin aksine, her direniş ve ayaklanmada onlar kendilerinden beklenenin çok üzerinde direnç ve fedakarlık sergilediler. Kadınların içerisinde yer almadığı ayaklanma ve direniş yoktur. Ve kadınlar olmadan kazanılmış zafer hiç yoktur!

Fransız devrimi kadın hakları mücadelesinde milat niteliği taşır. Öncesinden de kadın hakları için öne sürülen talepler olmuştur elbette, ancak, bunlar çok cılız ve tekil seslerdi. Bu mücadelenin kitleselleşmesi ve etkili olması kapitalist devrimler sonrası ağırlığını hissettirmiştir.

1789 Fransız devrimi sonrası kadınlar kamusal yaşamdan tamamen dışlandılar. Çeşitli farklılıklar söz konusu olsa da bu durum bütün Avrupa ülkelerini etkiledi.1830'lara doğru Fransa'da Olympe de Gavges, Marie Wollstanccraft gibi kadın önderlerin çevresinde yoğunlaşan kadın hakları mücadelesi, birçok kişinin idam edilmesi ile sekteye uğratılsa da, feminizm düşüncesi İngiltere, Almanya gibi diğer ülkelerde daha geniş kitlelerle buluştu. Burada özellikle belirtmek gerekir, Fransa'da ortaya çıkan Bujuva Feminizmi diğer ülkelerde farklı akımlar ile kaynaşarak, zaman zaman onların içinde eriyerek gösterir kendini. Örneğin 1850'ler de İngiltere de geniş işçi kitlelerinin sahiplendiği Çartist Hareket çatısı altında daha çok kadına yönelik sosyal politikalarla kendini gösteriyordu. Benzer şekilde Almanya'da özellikle 1848 devriminin de etkisiyle gerek burjuva kadın hareketi gerekse işçi hareketi bu anlamda öne çıkmıştır.

Kadınların kitlesel olarak destek verdiği en önemli hareketlerden biri Amerika'da gelişmiştir. Amerikan kapitalizminin geçmişine baktığımızda ilk başlarda fabrikalarda kadın işçilerin erkeklere oranla daha yoğun olduğunu görürüz. Bu olgu kadın hareketinin doğuşundan itibaren bir çok avantaj sağlamıştır.

Çalışma saatlerinin düşürülmesi, insanca çalışma koşullarının sağlanması için verilen mücadele kısa zamanda gelişip güçlenmişti. Binlerce kadının katıldığı grevler örgütleniyor, buna paralel olarak da siyasal mücadele içinde etkinlik sağlanıyordu. Çeşitli dernekler aracılığı ile oy hakkı talebi yükseliyordu.

New York'ta 40 bin dokuma işçisinin insanca yaşam koşulları talebiyle başlattığı hareket bu mücadelenin doruk noktalarından biriydi. 8 Mart 1857'de patronların sorumlu olduğu bir yangın nedeniyle hayatını kaybeden 129 kadın, bu grev hareketinin ölümsüz şehitleri oldu. (Yaklaşık 187 yıldır 8 Mart günü onların anısına tüm dünyada Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaktadır.)

Kadın hakları hareketinin gerek ideolojik gerekse kitlesel anlamda ancak diğer siyasal hareketlerle bütünleştiğinde sonuç alıcı bir etki yarattığı söylenebilir.

Kadın-erkek cinsiyet ayrımına karşı tepkilerin doğurduğu ancak ideolojik olarak kendisini de bu ayrımı besleyen feminizm hareketi belirli dönemler sesini duyurabilmiş, özellikle 19. yüzyılın ortalarında kadın hakları mücadelesinde ön açıcı olmuş olsa da genel bir değerlendirme yaptığımızda düzene yönelik tepkileri yanlış hedeflere kanalize eden bir niteliği vardır. Kadınların sorunlarını bu sistemin yarattığını görmezden gelerek, tamamıyla bu sistem içerisinde çözüm önerileri sunan burjuvazi feminizm dışında, sosyalizmden etkilenen, eşitlikçiliği savunan daha radikal feminist hareketler de şu veya bu oranda aynı olumsuzluğu taşır.

Kadın hakları mücadelesinde tarihsel olarak elde edilen kazanımlara baktığımızda, medeni hakların 20. yüzyıl başlarında, özellikle de 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın hemen ardından seçme ve seçilme haklarının ise ağırlıklı olarak 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın ardından elde edildiğini görürüz.

Büyük savaşlar döneminde gerek cephe gerisi faaliyetlerde gerekse sanayi ve bürokrası alanlarında doğan boşlukları hep kadınların doldurmasının etkisi vardır. Bunun yanında 1917 Sovyet devrimi ile birlikte günden güne büyüyen sosyalizm sempatisinin kapitalistleri korkutması ve çeşitli sosyal ve siyasal haklarla kendi ülkelerindeki özgürlük alanlarını genişletme, tabandan gelen baskıyı azaltma kaygısının belirleyici önemi vardır.

Bugünden değerlendirdiğimizde kadın hakları açısından kağıt üzerinde bir eşitlik görüntüsü olsa da yaşama yansıyan boyutuyla kadınlar her alanda (eğitimde, politikada, iş yaşamında, kültürel ve sosyal alanda!...) erkeklerden geride tutulmakta, üstelik çeşitli söylemlerle de bu geri konum meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle kadınların siyasal ve sosyal hak mücadelesine katılması için özel nedenler hala mevcuttur. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi bu mücadele,"feminist" bir bakış açısıyla erkekleri dışlayan bir yaklaşımla ele alındığından sonuç alıcı değil aksine baltalayıcı olacaktır. Nihai açıdan kadının kurtuluşunu sağlamak bir yana, reformist anlamda hak talepleri dahi bu anlamda güçlü bir etki yaratamayacaktır. Bu nedenle kadınlara yönelik özel çalışmada yine ortak bir çatı altında yürütülmelidir. Çözüme giden yol ancak bu şekilde açılabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder