Cinsiyet Ayırımcılığının Tanımı

Cinsiyet, atfedilmiş bir statüdür. Bir diğer anlatımla, cinsiyet toplumda bireye atfedilen bir konumdur. Bireyler, atfedilen statüleri üzerinde kontrole sahip değildirler. Bunun aksine, aldıkları eğitim ve/veya meslekleri aracılığıyla kazanılmış statülerini belirleyebilirler. Bir atfedilmiş statü olan cinsiyeti ise, değiştiremezler. Cinsiyet aynı zamanda temel bir statüdür. Bunun nedeni, cinsiyetin bütün toplumlarda önemli bir sosyal anlama sahip olmasıdır. Bu bağlamda kadınlar, çoğunlukla annelik ve eşlik gibi toplumsal cinsiyetleri ile erkekler ise mesleki ünvan gibi statülerle tanımlanırlar

Toplumsal cinsiyet ve biyolojik cinsiyet birbiriyle bağımlı ve fakat birbirinden farklı kavramlardır Toplumsal açıdan cinsiyet (gender), kadın ve erkeklerin sosyal ve kültürel rol beklentileri olarak tanımlanmaktadır. Biyolojik bir kavram olarak ise cinsiyet (sex), fiziksel farklılıklara işaret etmektedir. Toplumsal cinsiyet, cinsiyete dayalı işbölümü ve biyolojik cinsler arasındaki ilişkileri vurgulamak amacıyla, toplumda sadece kadının değil erkeğin de konumunu belirten bir kavramdır. Toplumsal cinsiyet, biyolojik cinsiyetle açıklanamayan sosyal sınıf, ataerkillik, siyaset ve toplumdaki üretim biçimiyle bağlantılı bir anlama sahiptir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet, kadınlar ile erkekler arasındaki farklılıkların toplumsal düzlemde kurulmuş yönlerine dikkat çekmektedir. Biyolojik cinsiyet farklılıkları denildiğinde kadın ve erkek arasındaki fiziksel farklılıklar, toplumsal cinsiyetten söz edildiğinde de kadınlık ve erkeklik arasındaki farklılıklar belirtilmektedir. Kadın ve erkek farklılığının içeriği genetik olarak belirlenmekte ve büyük ölçüde evrensel bir nitelik taşımaktadır. Buna karşılık, kadınlık ve erkeklik farklılığının içeriği kültürel açı- dan belirlenmekte ve değişkenlik göstermektedir

Cinsiyet makro düzeyde kaynakların dağılımı ile kültürel inançları, bireysel düzeyde kişilik ve kimlikleri, etkileşimsel düzeyde ise davranış bi- çimleri ile durumsal yapıları içeren bir sistemdir Cinsiyet, bireylerin kendilerini nasıl görmeleri ve diğer bireylere karşı nasıl davranmaları gerektiğini belirlemekte ve çoğu zaman sosyal farklılaşmaya temel oluş- turmaktadır. Bu anlamda, cinsiyet eşitsizliği toplumda tabakalaşma sisteminin önemli bir öğesidir. Sosyologlar genellikle cinsiyet eşitsizliğini gücün, maddi refah ve prestijin dağılımı açısından kadınlar ve erkekler arasındaki hiyerarşik asimetriler olarak tanımlanmaktadır. Cinsiyet eşitsizliği; güç, prestij ve mülkiyet dağılımı bireysel meziyetlere değil, cinsiyet esasına dayandırıldığında ortaya çıkmakta  ve bir cinsin diğer cins üzerinde baskın ya da diğerine göre üstün olduğu inancına dayanan bir ideoloji olan seksizm1 aracılığıyla açıklanmaktadır.

Eşitlik ise, herkes için hakların ve imtiyazların aynı olması anlamındadır. Belirtildiği gibi, cinsiyet hak ve imtiyazlara bağlandığında bir tartışma meydana gelmektedir. Pek çok durumda eşitlik- çi bir duruma ulaşmak, bazılarının diğerlerinden farklı olarak özel hak ve imtiyazlara sahip olduğu bir durumdan uzaklaşmayı ifade etmektedir. Ancak, çok sayıda grup içerisinde bütün insanların eşit olduğuna ilişkin düşünce, kadınlar arasında bile bölünmeye yol açabilmekte ve uzlaşı olasılığı zayıflamaktadır Bu noktada, kadınlara ve erkeklere yönelik belirgin olumsuz eylemleri ifade eden cinsiyet ayırımcılığının değiştirilmesinin zor olduğu, kavramın çoğunlukla kadın cinsine yönelik ayırımcılık olarak karşılık bulduğu ve kadınların ayırımcılıkla mücadelede sosyal statü- lerini geliştirme şansına yeterince sahip olmadıkları belirtilmektedir

Ayrımcılık kavramı genel olarak, yaş, fiziki yetenekler, sınıf, etnik köken, cinsiyet, ırk ya da din ayırımına dayalı haksız muameleler için kullanılmaktadır. Sosyologlar tarafından genel olarak ayırımcılık; bir sosyal gruba ya da grup üyelerine, grubun bir parçası olmaları nedeniyle uygulanan negatif eylem olarak tanımlanmıştır (Zanden, Bir diğer tanıma göre de ayırımcılık, “adil olarak davranmama” anlamındadır Ayırımcılık, Taylor ve Baldwin tarafından algılanabilen farklılıklar temelinde bazı grupların, daha az güce sahip diğer grupların değerini azaltan sistematik güç kullanımı biçiminde tanımlanmıştır. Algılanabilen farklılıklar ırk, etnik köken ya da milliyet, din, yaş, sınıf, engellilik ve cinsiyet açı- sından kavramlaştırılmaktadır. Sosyologlar, başlangıçta ayırımcılığı ırk ve etnik köken bağlamında ele alırken, günümüzde kadına yönelik ayırımcılık çerçevesinde de incelemektedirler

Cinsiyet ayırımcılığı, genel anlamda bireylere cinsiyetlerinden dolayı toplumda adaletsiz bir şekilde davranılmasıdır.  Bu anlamda, cinsiyet ayırımcılığı bireyin insan haklarından tümüyle yararlanmasını engelleyen sosyal açıdan yapılandırılmış cinsiyet rolleri ve normlarına dayalı olarak herhangi bir ayırıma, dışlanma ya da kısıtlamaya maruz kalmasıdır.Cinsiyet ayırımcılığı, kaynaklara ve fırsatlara ulaşmada eşitsizlik, şiddet, temel hizmetlerden yararlanmada yetersizlik, çalışma yaşamı ve siyasette kadının sınırlı olarak yer alması ve kadınlarla erkekler arasındaki kişisel ilişkilerdeki güç dengesizliği hususlarıyla yakından ilişkilidir. Dolayısıyla, cinsiyet ayırımcılığı toplumda kadınların temel hizmetlerden yoksun olması, fırsatlara ve kaynaklara sahip olmada erkeklere oranla eşit olmayan koşullar yaşaması, şiddete uğraması, siyasette ve çalışma yaşamında düşük oranlarda temsil edilmesi biçiminde tanımlanmaktadır. Kadınların günlük yaşam faaliyetlerine tam ve özgür bir şekilde katılma olanağından yoksun olmalarına neden olan cinsiyet ayırımcılığının kapsamına karar mekanizmalarına katılamama, kamusal olanaklardan yararlanamama, sağlıksız koşullarda yaşama, uygun konut sahibi olamama, çalışma yaşamında engellerle karşılaşma, işyerinde taciz ya da haksızlığa uğrama ile sendikaya üye olamama ve sendikal faaliyetlere katılamama gibi çeşitli konular girmektedir

Cinsiyet ayırımcılığı, doğrudan ve dolaylı cinsiyet ayırımcılığı olmak üzere iki biçimde ortaya çıkmaktadır. Doğrudan cinsiyet ayırımcılığı, bir bireyin bir kadına cinsiyetini esas alarak bir erkeğe davrandığı ya da davranacağından daha olumsuz davranması veya daha az olumlu davranmasıdır. Dolaylı cinsiyet ayırımcılığı ise, biçimsel olarak eşitlikçi gözüken davranış veya uygulamaların sonradan kadın üzerinde ayırımcı etkiler yaratmasıdır

KAYNAK: Sevda DEMİRBİLEK. Cinsiyet Ayırımcılığının Sosyolojik Açıdan İncelenmesi. Finans Politik & Ekonomik Yorumlar 2007 Cilt: 44 Sayı:511

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder